Banner

Zaman çok çabuk geçiyor. İyi değerlendirmek lazım...

28 Kasım 2006

Ben de Moleskine Çılgınlığına yakalandım...

Daha önce belki anlatmışımdır. Almanya’da staj yaparken kendime çok şirin bir defter almıştım. A6 boyutlarında, kalın ciltli, çizgili kağıtları olan kalın ve şirin bir defter. Bu deftere günlük şeklinde anılarımı not düşmüştüm ve beni etkileyen bazı şeyleri resmetmiştim. Ama bu resimler sanatsal değil de o anki his dünyamı yansıtan basit karalamalar şeklindeydi. Annemlerin evinde duran hazine değerindeki (26 senelik yaşamımı barındıran nesneleri içeren bu dolap benim için çok değerli, ara ara gidip karıştırırım.) dolabımda duran bu minik defreti yeniden keşfettim, defter beni o kadar etkiledi ki, bir süreliğine eski benin etkisinde kaldım. Sonra defter ve günlük yazma eylemi rüyama girdi. Hayatım boyunca kullandığım bilimum not defterlerini ve günlükleri bir kırtasiye mağazasında satılırken gördüm, tabi kullanılmamış bir şekilde satılıyorlardı. Derken kendime Almanya’da kullandığım defterin etkisini hissettirecek ve bana ilham verecek bir defter arayışına girdim. Bunun için kırtasiye dükkanlarını, şık kitabevlerini ve ofis malzemeleri satan büyük satış merkezlerini dolaştım...Ama bir türlü aradığım defteri bulamadım. Hiçbiri bana minik defterimin verdiği hissi vermedi. Aylık dergilerin hediye ettiği defterleri bile gözden geçirdim, beğendiğim gibi bir not defteri hediye etseydi Hey Girl’i bile satın alabilirdim tıpkı 12 yaşında aldığım gibi, ama spiralli bir defter hediye ediyordu. Derken aradığımın Moleskine defter olabileceğini hissettim, bu aralar dışarıya çıkmayta çok üşendiğim için online olarak bu defteri satın alabileceğim noktalara baktım, www.kalemkutusu.com imdadıma yetişti. Şirin, kullanışlı yapısı ve başka sitelere oranla uygun fiyatlarıyla hoşuma giden siteden bir Moleskine Sketchbook siparişi verdim. Dün verdiğim sipariş kargo firmasına iletilmiş bile J Belki bugün defterime kavuşabilirim. Bu arada meşhur moleskine ile ilgili bilgi almak isterseniz: www.moleskine.com’a tıklayabilirsiniz, ya da Google’da “Moleskine” diye aratın yeter...

 

Benden Notlar:

-Bence ideal bir işyerinde insanların kendi kendilerini geliştirmelerine imkan tanınmalıdır. Sürekli mesaiye kalıp, iş yetiştirmek için koşturan bizler kendimizi nasıl geliştirebiliriz ki?...

 

20 Ekim 2006

Bu aralar benim için En Trendy kişisel özellik: Yaratıcılık

Durağanlıktan uzak ve her an değişimlerle donatılmış bu dünyamızda hiçbirşey sabit kalmıyor. Örneğin bizler... Duygu  ve düşünce dünyamız sürekli değişimler içinde ve bu değişimler beğenilerimizi de etkiliyor tabii. Beğeniler değiştikçe de trendler değişiyor. Benim bu aralar en trendy bulduğum kişisel özellik: Yaratıcılık. Bunu farkına varmam ise bir blog sayesinde oldu: Geninne’nin Sanat Bloğu (Geninne’s Art Blog): http://blogdelanine.blogspot.com/ . Bu siteye girdiğimde bir insanın ne kadar yaratıcı olabileceğinin farkına vardım. Yaratıcılık hep konuşulur, en uyduruk iş ilanlarında bile başvuru yapacak kişide aranan nitelikler arasında yer alır. Benim gibi teknik ofis işlerinde çalışanlara patronlar ve yönetim tarafından sürekli yaratıcılığın önemi dikte edilir. Ama yine de en havada kalan terimlerden biridir. Yaratıcılığın nasıl kullanılacağı hiç bilinmez ve eğitim sistemleri genelde küçük yaşlarda bu özelliği teşvik edeceği yerde körelttiği için sonradan edinilmesi de çok güçtür bence o yüzden etrafımızda yaratıcı insanlar varsa, onların değerini bilelimJ; belki bir gün bize de bulaşılır. Bana yaratıcılık bulaşsın diye Geninne’in şirin eserlerini taklit etmeye başladım. Şaka bir yana yaptıkları şeyler o kadar hoşuma gidiyor ki ben de onların aynısını yapmak istiyorum. Yukarıda ki resim de bunlardan bir tanesi, orijinal resim http://photos1.blogger.com/blogger/3066/1982/1600/quiet_birdy.jpg linkinden görülebilir. Geninne sulu boya kullanmış bense yağlı boya kullandım. Bu resmi tamamladığımda kendimi çok mutlu hissettim. O halde doğru yoldayım.

Benden Notlar:

-Bugün hemen bitsin ve tatil başlasın istiyorum ve bayramı iple çekiyorum, yaşasın bayram...

 

6 Ekim 2006

Resat Pasa KonagiResat Pasa Konagi

Reşat Paşa Konağı'nda Senenin En Trendy Ramazan Yemeği:

Dün akşam Reşat Paşa Konağı'nda bir geceliğine de olsa Osmanlı'ydık. Oturduğum yere çok yakın olmasına rağmen itiraf ediyorum Reşat Paşa Konağı'na ilk kez dün akşam gittim. İşyerimizin düzenlediği geleneksel iftar yemeği yetmiş kişinin katılımıyla bu mekanda gerçekleşti. Osmanlı zamanından kalma konak tüm zarafeti ve naifliği ile bizi karşıladı. Yüksek tavanlar, heybetli avizeler, ince duvar süslemeleri, gösterişli kadife perdeler bir dekor olmaktan öte bir zamanlar o konakta yaşayan bizlermişiz gibi bizi sarıp sarmalıyordu. Osmanlı mutfağının günümüze uyarlanmış hali ile menü hayli doyurucu idi. Bir taraftan fesli garsonlar ortamı renklendiriyor, diğer taraftan fasıl grubu ince nağmelerle kulaklarımızı okşuyordu. Yediklerim ve içtiklerim arasında bana en değişik gelen gülsuyulu üzüm şerbeti oldu. Aynı anda 19.yüzyılı ve 21. yüzyılı birarada yaşadığım bir gece oldu. Geçmişe yolculuk yapmak isteyenler için duyurulur. Bence mutlaka gidin...

Resimler http://www.resatpasakonagi.net/ linkinden alınmıştır.

Benden Notlar:

-Konakta iken bir ara kendimi kabarık saten elbiseler içerisinde hissettim hani şu Çalıkuşu dizisinde Aydan Şener'in giydiklerinden...

 

4 Ekim 2006

snickers

En Trendy Snickers: Snickers Duo Pack

Bu aralar en büyük eğlencem iş çıkışı eve gitmeden önce markete uğrayıp iftar ya da sahurda yemek üzere yiyecek birşeyler almak. Dün de benzer bir görevi yerine getirmek için girdiğim markette alışveriş yaptıktan sonra kasaya yaklaştım ve tam o sırada last minute shopping tadında alınacak pil, çiklet, çikolata, şeker vs. arasında Snickers Duo Pack'e rastladım. Snickers ile ilk tanışıklığım sanırım ortaokul yıllarına dayanıyor. Annem bazı akşamlar işinin yakınlarında bulunan Seven Eleven'a uğrayıp bana birşeyler getirirdi. Özel rus salatası soslu hamburgeri vardı Harbiye'deki Seven Eleven'ın, en çok onu severdim. Bir sefer de Snickers getirmişti anneciğim. İlk yediğim anda bayılmıştım ona, çikolata ve hafif karamel'in bıraktığı tanıdık tada hafif tuzlu fıstıkların eşlik ediyor olması bana hem değişik hem de güzel gelmişti. Yahu ne iyi akıl etmişler de içersine tuzlu yer fıstığı koymuşlar. İşte o gün bugündür Snickers ile aramda sıcak bir bağ vardır, öyle çok sık yemesemde ara ara aklıma düşer ve özlerim bu tadı. İkili paketi görünce de hemen aldım tabi. İlkini iftar sonrası yedim; ikincisini de bugün yerim herhalde...

Benden Notlar:

-Eğer her gün baklava yersem olacağı budur herhalde....Rüyalarım...

3 Ekim 2006

ayi üzümü

ÇoookTrendy bir meyve: Cranberry

Nadir olarak pasta üzerlerinde rastladığım Cranberry isimli sevimli meyveyi Madrid'de bir otel kahvaltısında görünce çok sevindim. Kızılcığın mayhoşluğunun hafifletilmiş hali ile tarif edebileceğim bu meyve bir taraftan sulu sulu minik taneleri ile insanı rahatlatıyor diğer taraftan da şirin görüntüsüyle beni cezbediyordu. Ama ne üzücü ki o zamandan bu zamana cranberry'e bir daha hiç rastlayamadım. Sadece Türkçemizde kırmızı ayı üzümü olarak adlandırıldığını ve bol C vitamini kaynağı olduğunu öğrendim. Umarım bir gün manavlarımızda bu meyveyi de bulma imkanımız olur. Ben şimdilik Cranberry'yi en trendy meyve seçiyorum. Bir yerlerde bulursanız mutlaka tadın...

Benden Notlar:

-Buralardan gidesim var...Ama lütfen maymun cehennemine olmasın....Rüyalarım...

2 Ekim 2006

provakator ajan

ÇoookTrendy bir parfüm: Agent Provocateur

Son aylarda çıkan kadın dergilerdeki yeniliklere bakınca mutlaka bu parfümün adı gözünüze çarpacaktır. Adı da çok iddialı, "Agent Provocateur"...Bu marka yıllardır Amerika'da bulunan ve özellikle iç çamaşırlarıyla meşhur bir markaymış. Aynı isimli parfümler birkaç ay önce Sevll Parfümeri aracılığı ile Türkiye'ye ithal edilmeye başlanmış. Dergilerde bu parfümle ilgili yazıları okuyunca kendi kendime yoksa bu parfüm benim tam aradığım parfüm mü diye sordum ve açıkçası heyecanlandım. Kısa bir süre içerisinde yolumu Sevil Parfümeri yakınlarına düşürerek mağazadan içeri süzüldüm ve hemen oracıkta gözüme çarpan tatlı pembe renkli oval şişeyi avucuma aldım ve nazikçe parfümü bileğime sıktım; hemen arkadasından yaşadığım duygu ise düş kırıklığı oldu :( Çünkü kokuyu hissettiğim anda hayallerim tamamen yıkıldığı gibi aldığım kokudan da hiç hazzetmedim. Ama kimbilir belki de bu parfüm tam da sizin içindir...O halde siz de deneyin...

Benden Notlar:

-Bu aralar karışık ruh halimle uyumlu karmakarışık rüyalar gördüm; uyandığımda ise aklım daha da karışmıştı...Rüyalarım...

29 Eylül 2006

broken biscuit cake

Hem Enfes Hem de Kolay Mozaik Pasta Tarifi

Meşhur aşçı Gary Rhodes'i izleyerek alevlenen yemek yapma (ve yeme :)) aşkım yemek tariflerinin yer aldığı blogları dolaşa dolaşa daha da perçinlendi. O ne güzel bloglar, o ne güzel tarifler öyle...Bakarken bile kendimden geçtiğim için denemeden de duramıyorum. Bazı tarifleri de uygularken yapmak istediğim şeyin dışında başka bir şey çıkıveriyor ortaya. İşte tarifini vereceğim kolay mozaik pasta bu şekilde ortaya çıktı:

Malzemeler: Bir paket kakaolu puding; 2 bardak soğuk süt ve 1 paket petit beurre bisküvi...

Tarif: 2 bardak soğuk süte bir paket kakaolu puding eklenerek; karışım pişirilir. Diğer taraftan bir paket bisküvi küçük parçalar halinde kırılır. Puding kaynadıktan sonra ateşten indirilir. Kırık bisküviler karışıma eklenir. Puding ve bisküvi parçalarını iyicene karıştırdıktan sonra alüminyum folyo üzerine alınarak şekil verilir ve buzlukta 2 saat bekletilir. Sonra da afiyetle yenir :)

Benden Notlar:

-Eşim küçükken 23 Nisan'da evlerinde misafir ettikleri Finli küçük (ama şimdi büyük bir adam olmuş) İstanbul'a gelmiş. Yarın onu ve eşini göreceğiz.

25 Eylül 2006

Fenerbahçe Parkı'nda buluşalım ..

Pazar günü yanıbaşımdaki birini ihmal etmiş duygusuna kapıldım. Bu duyguyu hissettiren şey bana bu kadar yakın olmasına rağmen neredeyse 2 senedir uğramadığım Fenerbahçe Parkı'ydı. Sonbaharın verdiği romantizm ile kaplı parka ilk adım attığımda hemen yakındaki caféden gelen müzik sesi beni büyüleyiverdi. Yeşil çimenler, öbek öbek çiçeler ve onlara kol kanat geren ağaçlar, hemen ötesinde de taze kokusuyla engin deniz....Tenhalığın verdiği rahatlık ile parkın taşlı yollarında yürüdüm, yüzüme düşen yağmur damlaları da dingin ruh halime eşlik ettiler. Daha çok bebeklerini gezdiren anne-babalar, aileler ve çiftler renklendiriyordu parkı. Bir ay sonra parka tekrar gidip, o güzel müziklerin çalındığı caféde oturmak istiyorum...

22 Eylül 2006

Meksika Dürümü ..

Geçen gün işyerinde yemek firmasının Meksika Günü düzenlemesi ile şen şakrak bir öğle arası yaşadık. Dört kız arkadaş tüm yemekleri tadacak şekilde sen şunu al, ben bunu alayım şeklinde bir paylaşım yaptık :) Benim aldığım menünün içerisinde şunlar vardı, söylemesi çok zor ama ana yemek CHICKEN ENCHILADAS (tavuk,sebze,peynir,baharattan oluşan bir dürüm), ikinci yemek PİEL DE LAS PATATAS (oyulmuş patates içerisinde pırasa,peynir) ve FLAN TART (elma,kuru üzüm harçlı bildiğimiz tart ). Tavuklu dürüm gayet güzeldi; oyulmuş patates ise sunum açısından başarılıydı; ve tart ise alıştığımız tadın aynısıydı yani gayet lezzetliydi. En bilinen Meksika yemeği olan Fajita menü içerisinde yer almasa da bir işyeri gününde; öğle yemeği arası yaşadığımız bu değişiklik günümüze oldukça renk kattı. Canı Meksika yemeği çekenler için: El Torito (Nispetiye Caddesi No:12) önerilir...

21 Eylül 2006

Saçlarımı çok seviyorum galiba..

Hava değişimi sebebiyle saç dökülmeleri had safhaya ulaştı sanırım. Ben de uzun ve siyah saçlı birisi olarak bu dertten müzdarip bir şekilde; olayı bilinçaltımda fazla büyütmüşüm ki gece bölük pörçük geçen uykularıma bir de bu rüyayı şıkıştırmışım: Rüyamda gerçek halinden daha uzun saçlarım var bir anda saçlarımın yarı tutamı toplu halde elimde kalıyor. Nasıl olduğunu anlayamıyorum ama çok üzülüyorum... Rüyalarim

20 Eylül 2006

Gelin'sel aksesuarlar

Yabancı filmlerde gelinlerin tek baldırlarına taktıkları bir aksesuar vardır. Her ne kadar ne işe yaradığını bilmesem de güzel gözüktüğünü düşünüyorum. Ben gelin olurken onca koşturmaca içine bu aksesuarın varlığını bile unutmuşken geçen haftalarda La Senza'da onu görünce ne kadar şirin olduğunu düşündüm. La Senza'nın aksesuar bölümünde şeffaf bir kutu içerisinde duruyordu. Ortasından ince lastik dikişler geçen fırfırlı beyaz tül ve tam ortasında da beyaz bir kuş tüyü. Değişik aksesuarlardan hoşlananlara ya da gelin olacaklara duyurulur :)

19 Eylül 2006

Bir kulakta kaç delik olur? ...

Güzellik ve süslü olma merakımız tavan yaptığı sürece "daha fazla ne yapabilirim?"lere örnek basit bir çözüm var. Bir kulağa ortalama bir delik düşen ülkemizde ortalamayı biraz daha yükseltmeye ne dersiniz? Kulağınıza iki ya da üç delik açtırabilirsiniz. Her iki kulağınıza ikişer ya da üçer ya da birine iki diğerine üç delik açtırarak, ve delikleri birbirinden şık ve sevimli küpelerle donatarak ortamları şenlendirebilirsiniz. Peki şık ve sevimli küpeleri nereden bulabiliriz? Hele kulak deliği sayısı beş ya da alt ise ne yapmak gerekir? Cevabı çok basit: Claire's bu aşamada imdadımıza yetişiyor. Küpe standını ziyaret ederseniz altılı ya da dokuzlu küpe paketlerine rastlayacaksınız. Hem de her biri birbirinden cici ve rengarenk...

18 Eylül 2006

Bana yemek yapmayı sevdirten adam : Gary Rhodes...

Bu aralara canım hep yemek yapmak istiyorsa bunun nedenlerinden bir tanesi de Gary Rhodes'in BBCPrime'da yayınlanan yemek programıdır. Onu seyrederken sanırsınız ki bir spa merkezinde aromaterapy yaptırıyorsunuz. Bu nasıl bir program böyle? Fonda çok yumuşak bir müzik çalıyor; Sade tarzı şeyler; programın çekildiği mekan çok ferah, hiç gözü yormuyor özellikle yumuşak renkler kullanılmış, ekrana baktıkça bakasınız geliyor...Sonra Gary Rhodes; yumuşak sesi ile yemeğin nasıl yapılacağını anlatırken bir taraftan da elleri malzemelerle dansediyor sanki, ve ortaya muhteşem yemekler çıkıyor. Programı ilk izlediğimde hipnoz şekilde etkilendim ki bu yaklaşık 2 hafta kadar önce oluyor. Sonra 2. kez programa rastladım ama o kadar büyülenerek izliyorum ki programın hangi gün ve saat kaçta yayınlandığına bile dikkat etmedim. Ama haftaiçi 21:00 civarıydı sanırım. Bu haftaki BBC Prime programını şimdiden inceledim ama Gary Rhodes'in adına rastlamadım :( Acaba program sona ermiş olabilir mi? Umarım öyle olmaz ve tekrar izleme fırsatı yakalarım o halde BBC Prime'ı sıkça ziyaret etmem gerekecek. Gary Rhodes ile bir sonraki buluşmamız için (tabi ailecek :))

17 Eylül 2006

Pazar Gazeteleri ve Favorim: Mehmet Altan...

Pazar günlerinin en değerli aktivitelerinden birisi de; bugün 2 gazete alarak beğenilen başlıkların yazılarını didik didik okumak. Ama bir taraftan da yorucu olduğunu belirtmeliyim. Hem ana gazete hem de birbirinden güzel eklerle tam bir okuma ve bilgi şölenine dönüşen gazetelerde bazen önce hangi yazıyı okumaktan başlasam diye kafam karışıyor. Yazılardan en sıcak ve samimi olanlar ise bence Mehmet Altan'ın yazdıkları. Kendisi çok naif bir kişiliğe sahip olmalı. Keşke bahsettiği yerlerin bir kısmına ben de yazıları okur okumaz ışınlansaydım...

16 Eylül 2006

 

Pupa Yelken...

Bugün yelken kursuna başladım. Neler öğrendim?Öncelikle kursa hemen denizde başladık; yelkene binmeden önce yelkencilikte kullanılan terimler, yelkenin kısımlarına verilen isimlerle ilgili kısa bilgiler verildi. Tabi bu isimler bana çok yabancı geldi ilk etapta ...Ama eğitmenler tüm katılımcılara; bu terimleri akılda tutmak için kendimizi sıkmamamız gerektiğini ve nasıl olsa pratikler sırasında terimlerin aklımızda kalacağını söylediler. Nitekim öyle de oldu; hoş daha hepsini kafamda oturtmuş değilim ama zamanla öğreneceğimi hissediyorum. Her bir yelkene 4 katılımcı ve bir eğitmen ile yerleştik. Ve başladık ilk dakikadan itibaren görev almaya. Ana yelken idaresi, flok idaresi, dümencilik...Bu spor tam bir takım ruhu gerektiriyor. Herkes bir görev paylaşımı içerisinde. Bu sebeple çeşitli şirketlerde üst düzey yöneticiler ekip ruhunun yerleşmesi için bu kursu alıyorlarmış...

15 Eylül 2006

 

Yelkenler fora ...

Evet sonunda Yelken kursuna başlıyorum :) Bu cumartesi ilk kez gideceğim; şimdilik neyle karşılaşacağımı bilemiyorum ama güzel olacağını umuyorum. Neden yelken yapmak istiyorum? Yelken yaparken duyacağım seslerin sadece doğadaki sesler olacağını düşünüyorum. Sadece deniz, dalgalar, rüzgar...Hiç motor sesi yok; bu ne güzel bir duygu. Bazı seslerin beni yorduğuna inanıyorum. Seslere karşı hassasiyetimin yükseldiği zamanlar da oluyor; örneğin odadaki teybin fişi elektrik prizine takılı iken tiz bir ses duyuyorum inceden inceye geliyor bu ses, fişi çekince rahatlıyorum :) Yelkene başlamak için beni yönlendiren ilk itici güç bu işte...

14 Eylül 2006

 

Güllerin içinden...

Güller ve gül kokusu ile bezeli aşk...Güzel adam ve güzel kadın...Güllerle süslü güzel mekanlar...Her ne kadar sadece filmlerde olur denen olaylar; ve diğer dizilere benzer konular olsa da yine de kendini seve seve izlettirdi bu dizi; GÜLPARE. Bazen güldüm bazen de gözyaşı döktüm; herhalde bende bu aralar bir duygusallık var. En çok da neresini sevdim? Kadın restoranda yediği tatlının içinde gülsuyu yok diye mutfağa ineceğim diye tutturur; o sırada jön, kızın imdadına yetişir. Mutfağa inilir, kız mutfakta serbest bırakılır, kız başlar gül yaprakları ile şekeri karıştırmaya; sonra içine bilimum malzemeleri koyar, pembe renkli bir hamur elde eder; sonra hamurlara gül şekli vererek, tatlısını hazırlar; üzerine de şerbet gezdirir...Evet en sevdiğim sahneler bunlardı. Bir de...Jön, kızımıza şiirimsi bir hikaye anlatır; gün ağarırken çiğ tutan güle; neden ağlıyorsun diye minik bir kuş yaklaşır; o sırada gülün dikeni kuşun kalbine saplanır, buna rağmen minik kuş yine de pişman değildir güle yaklaştığı için; işte tıpkı bu hikayedeki gibi asıl adam da yaşayacağı aşk kalbini kıracak olsa da asıl kadına aşkını ilan eder. Aman Allah'ım yazarken bile ürpertim...

 

13 Eylül 2006

 

 

a. İsveç'in nesi meşhur?

b. IKEA'sı

a.Peki IKEA'nın nesi meşhur?

b. Yiyemediğim İsveç köfteleri

Bir türlü yiyemedim şu İsveç Köftelerinden. Yiyenler meth ede ede bitiremiyorlar, geçen haftadan beri gazatelerde, köşe yazarlarının yazılarında dahi Ikea'nın köfte satışları ve restaurant'ının başarısı yer alıyor. Toplam 3 kere Ikea'ya gitmişliğim var bunun ilkinde
İsveç köftesinin varlığından haberim yoktu; direkt ev aksesuarlarına kanalize bir şekilde plan izlediğimden restaurant'ına uğramadık bile. 2. gidişimde çıkıştaki self servis yiyecekleri inceleyebildim ama gene yukarıdaki yere uğramadık. Artık 3. kez Ikea'ya gitmem nasip olursa mutlaka köftelerin tadına bakıcam demiştim. 3. kez gitmek nasip oldu ama bu sefer de tam lokantadaki kasanın kapandığı 21:30
saatinde orada olduğumuz için yine İsveç köftesini yiyemedim. Self servisteki sosisli sandwiç ve kola ile idare ettim. Ama olsun 1YTL(sosisli sandviç ve yanında sınırsız içecek)'ye doyuyor olmak da çok güzel bir duygu. İsveç köftesi yiyenlere afiyet olsun; ben de 4.kez gidersem denerim artık.

12 Eylül 2006

 

 

Yoksa bu da bir rüya mıydı? Yok, değilmiş...

Bazen bazı şeyleri gerçekten yaşayıp yaşamadığımdan şüphe ediyorum. Bu yediğim bir şey de olabilir, dinlediğim bir müzik de olabilir, ya da yaşadığım herhangi bir şey de...Bahsedeceğim şey Ferrero'nun benim için efsane ürünü Giotto (Tabi Ferrero'nun ürünü olduğundan yeni haberim oldu.). Leipzig'de staj yaptığım dönemde keşfettiğim sevgili Giotto bana, tek başıma ayaklarımın üzerinde durduğum o kısa ama güzel ayları hatırlatıyor şimdi. Ben Giotto'yu o zamanlar her gün yemiyordum ama bir kez tadına baktıktan sonra artık favorilerim arasındaki Raffaello''yu bile sollayıp geçmişti. Giotto, Raffaello, Hanuta derken stajım bitti ve evime döndüm. Ara sıra depreşen Giotto krizlerine yakalansam ve o tadı çok özlesem de onu bulabilecek sınırlarda değildim artık. Hatta çevremdeki kimse Giotto'tu bilmiyordu bile ki hani şöyle yemesem de dertleşeyim, nerede o caanım Giotto'lar diyebileyim. Bir süre sonra Giotto'nun varlığından bile şüphe duymaya başladım. Benim bir uydurmamdı herhalde, ya da adı Giotto değil miydi, peki ya neydi? Ne de güzel uydurmuşum ki, yediğim hiçbir şeyin tadı onunkini anımsatmıyordu bile. Sonra günlerden bir gün, Viyana free shop'unda Giotto'yla yeniden karşılaştım. Hemen bir 4'lü paket halinde satın alıp hasret giderdim. Meğerse senelerce düşünüp durduğum tat bir rüya değilmiş, sahiden Giotto denen bir şey varmış ve aradan 7 koca yıl geçmesine rağmen tadı da aynıymış.